Yaşamın devamı için birbirinden önemli üç sözcük; Toprak, Su ve Enerji… Var olabilmeyi, gelecek yıllara bu bileşke taşıyacak.

Küresel ısınma, çevre kirliliği ve kuraklık konularının farkına varılan son yıllarda, yaşamı olası kılmak konusunda yeni projeler ve çalışmalar da hız aldı. Ülkemiz, bu kaynaklar açısından belki de dünyanın en şanslı ülkesi. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de öz kaynaklardan yararlanılarak çözümler üretiliyor ve bu çalışmalar gittikçe hızlanıyor.

Konumuz enerji… Enerji çözümleri konusunda ülkemizin imkanları pek çok ülkeyi kıskandıracak durumda. Çünkü bizler, gerçek bir çözümle iç içe yaşıyoruz. Mevcut kaynağımız; Rüzgar… ve rüzgar, küresel ısınmada da enerji sorununun çaresi.

Küresel ısınma ve kuraklığın en çok etkileneceği bölge Akdeniz Havzası. Evet, iklimler değişecek. Türkiye, Akdeniz Havzasındaki coğrafi konum dezavantajından avantajlı çıkacak. Güneş enerjisine göre üçte bir oranda ekonomik olan rüzgar enerjisinin oluşumu ve sürekliliğinin temelinde üç sözcük var; Dağ, deniz ve plato.

Ülkemiz, sonsuz kıyı şeridi ve daimi yüksek rüzgar hızıyla, rüzgar enerjisi konusunda ideal bir konumda.

Rüzgar enerjisi, özellikle petrol fiyatları dikkate alındığında, bundan sonraki tüm zamanların en temiz, en çevreci ve doğayla en barışık kaynağı olduğu için, yalnızca ülkemizde değil tüm dünyada uygulamaya ağırlık verilecek bir enerji.

Avrupa kıtasında, İspanya’dan sonra rüzgar potansiyeli bakımından ikinci olan ülkemizde 1 Kasım 2007 tarihi itibariyle Enerji Piyasası Denetleme Kurulu’na rüzgar enerjisi santrali kurmak için başvuran yerli ve yabancı kuruluşların başvuru toplamı 78000 mW. Şu an ülkemizde hidroelektrik ve termik santrallerin tamamı dahil 38000 mW’lık bir güç kullanıldığını da eklerse, geleceğin bize nasıl gülümsediğini daha iyi hissedebiliriz. Esen her rüzgar enerjiye dönüşerek ülke ekonomisine kazanç getirecek. Yaşam olacak… Gelecek olacak…